24.11.1999 tarih, E. 1999/21-985, K. 1999/985

ÖZET: Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak tespiti
davası, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde
açılması gerekir. Somut olayda, dava hak düşürücü sürenin dolmasından
çok sonra açılmıştır. Davacının aynı işyerinde hak düşürücü sürenin dolmasından
sonra çalışmalarını sürdürmesi veya hak düşürücü süre içinde tekrar
aynı işyerine girerek çalışmasının, hak düşürücü sürenin işlemesine engel
olmayacağı ve hak düşürücü süreyi kesmeyeceği gerçeği ortadadır. Davanın
hak düşürücü süre nedeniyle reddi gerekir.
İlgili Mevzuat: SSK 79/8. madde.

Taraflar arasındaki “hizmet tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama
sonunda; Ekinözü Asliye (İş) Hukuk Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair
verilen 11.6.1998 tarih ve 1997/70-1998/38 sayılı kararın incelenmesi, davalı
SSK vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin
8.12.1998 tarih ve 1998/8396-8575 sayılı ilamı ile; (... 506 sayılı kanunun
79/8. maddesi hükmünce, kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet
olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenilen hizmetin geçtiği yılın
sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde açılması gerekir.
Davacının tespitini istediği çalışmaların 1976,1977 yılları arasında geçtiği,
mahkemeye 1997 yılında başvurulduğu hizmetin geçtiği yılın sonu olan 1977
yılı sonundan, dava tarihine kadar hak düşürücü sürenin fazlasıyla geçtiği, dosya
içeriğinden anlaşılmaktadır.
Öte yandan, davacının aynı işyerinde bu tarihten sonra çalışmasını sürdürmesinin
veya 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek
çalışmasının, hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağı ve hak düşürücü
sürenin, kesilmesi ve durmasının mümkün bulunmadığı hukuksal gerçeği
de ortadadır.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular nazara alınarak, davanın
hak düşürücü süre nedeniyle reddi gerekirken, yazılı biçimde hüküm kurulması
usûl ve kanuna aykırıdır.
O halde, davalı kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli,
hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak, dosya yerine geri çevrilmekle,
yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalı SSK vekili.

Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz
edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara,
bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca
da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki
kararda direnilmesi usûl ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalı SSK vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının
Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’nin
429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 24.11.1999 tarihinde, oyçokluğu
ile karar verildi.
Karşı Oy Yazısı

Uyuşmazlık: Taraflar arasındaki uyuşmazlık sigortalılık süresinin (hizmet
akdiyle çalıştığı sürenin) tespitine ilişkin açılan davada hak düşürücü sürenin
geçip geçmediğine ilişkindir.
Maddi Olay, Yasa Hükümleri, Deliller ve Tartışılması: Davacı 24.9.1997
tarihli dava dilekçesinde; davalı işveren belediyeye ait işyerinde 14.4.1976 tarihinde
işe başladığı ve sürekli çalıştığı halde işe giriş bildirgesinin 1.3.1977 tarihinde
verilmiş olduğunu, Sosyal Sigortalar Kurumu’na bildirilmeyen
14.4.1976-1.3.1977 devresinin tespitini istemiştir. Davalı belediyece düzenlenen
ve mahkemeye ibraz edilen 15.1.1998 tarihli hizmet belgesinde ise, davacının
işçi olarak 13.4.1976 tarihinde sigortalı olarak işe başladığını, 28.2.1980
tarihine kadar işçi olarak belediyede çalıştığı, sonradan aynı belediyeden
Emekli Sandığı’na tâbi memur olarak çalışmasını 15.1.1998 tarihine kadar sürdürdüğü
belirtilmiştir.
Öncelikle belirtelim ki 506 Sayılı Yasa’nın 6. maddesinin başlığı sigorta-
lılığın başlangıcı ve mecburi oluşu olup bu maddede aynen ‘çalışanlar, işe
alınmalarıyla kendiliğinden ‘sigortalı’ olurlar. Sigortalılar ile bunların işverenleri
hakkında sigorta hak ve yükümleri sigortalının işe alındığı tarihten
başlar. Bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.
Sözleşmelere sosyal sigorta yardım ve yükümlerini azaltmak veya
başkasına devretmek yolunda hükümler konulamaz” denilmekte ve sigortalılığın
vazgeçilmez, feragat edilmez hak olduğu vurgulanmaktadır. Sigortalılığın
tespiti devresi ise kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece gereği gibi özenle
delillerin toplanarak sonuca varılması gerekmektedir. Sigortalılığın tespiti davalarında
hak düşürücü süreye ilişkin yasal madde ise 506 Sayılı Yasa’nın
79/8. maddesi olup, maddede aynen “yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren
tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilemeyen sigortalılar,
çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl
içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların
mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme
gün sayıları nazara alınır” denilmektedir. Dava konusu olayda ise davacının
davalı işveren belediyeye ait işyerine 14.4.1976 tarihinde işe girerek
28.2.1980 tarihine kadar sosyal sigortaya tâbi işçi statüsünde ve sonradan
15.1.1998 tarihine kadar memur olarak çalıştığı işe giriş bildirgesinin
1.3.1977 tarihinde verildiği ve 1.3.1977 tarihinden 28.2.1980 tarihine kadar
da primlerinin Sosyal Sigortalar Kurumu’na ödendiği uyuşmazlık konusu değildir.
29.2.1980 tarihine kadarki bildirimlerle Sosyal Sigortalar Kurumu davacının
işyerinde çalıştığından haberdardır. 506 sayılı kanunun 79. maddesine
göre noksan bildirilen sürelere ait primleri tahsil etmek hak ve yükümlülüğüne
sahip olduğu gibi 506 sayılı kanunun 140. maddesi uyarınca (506 SK 9,
140) idari para cezası uygulamak zorunluluğu da vardır. Kurumun haberdar
olduğu durumlarda hak düşürücü süre sözkonusu değildir. Zira davacının sigortalılık
hizmet süresi 14.4.1976, 28.2.1980 devresi arasında geçmiştir. Bu
sürenin herhangi bir bölümünde kurumun sigortalının çalıştığından haberdar
olması yeterlidir. Zira 506 sayılı kanunun 79/8. maddesinde hizmetlerinin
sözcüğü o işyerindeki sigortalı hizmetlerinin bütününü kapsar ve davacının
14.4.1976-28.2.1980 devresinde sürekli çalıştığı da resmi kayıtlarla sabittir.
Yasa koyucunun amacı da bu doğrultudadır. Sadece davacının 1976 yılındaki
çalışması yönünden konunun düşünülmesi ise sosyal güvenlik hukuku kurallarıyla,
yasa koyucunun amacıyla bağdaşmaz. Dairemizin kararlarındaki görüş
de bu doğrultudadır. Davalı Sosyal Sigortalar Kurumu 14.4.1976-
28.2.1980 devresi içerisinde sürekli olarak 1.3.1977-28.2.1980 devresindeki
bildirimlerle davacının işveren belediyede çalıştığından haberdardır. Sosyal
Sigortalar Yasası’nın kuruma tanıdığı hak ve yükümlülüklerini yerine getirmesi
gerekirken, özellikle noksan bildirilen sürelerin tespiti için müfettiş marifetiyle
tahkikat yaptırarak prim tahsili ve idari para cezası (506 sayılı kanun,
79, 9, 140) tahakkuk ve tahsili cihetine gitmesi gerekirken, bunları yapmadığı
ve davacının işyerinde çalışmasından haberdar olduğu halde hak düşürücü süreden
bahsetmeye hak ve yetkisinin bulunmadığı açık ve seçik ortadadır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararının onanması gerekirken,
Yüksek Özel Daire görüşü doğrultusunda bozma kararı veren çoğunluk
görüşüne katılmıyoruz.
Erdoğan Aktekin - Şemsettin Abik
10. HD Başkanı -10. HD Üyesi