06.10.1999 tarih, E. 1999/1-670, K. 1999/800

ÖZET: Kazanılmış haklar hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir.
Kazanılmış hakları ortadan kaldıran nitelikteki yorumlar Anayasa’ya
aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan
kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur. Somut olayda, Yargıtay ile yerel
mahkeme arasındaki uyuşmazlık, 4331 Sayılı Yasa’nın geçici 6. maddesi anlamında
eski kira sözleşmelerinin ne zaman son bulmuş sayılacağının tayin
ve tespitinde toplanmaktadır. Söz konusu kanun ile getirilen geçici 6. maddesinin
birinci fıkrası hükmü vakıf taşınmazlarına ait kira sözleşmelerini
27.4.1998 tarihi itibarıyla sona erdirmektedir. Eski kira sözleşmelerinin sona
ermesi, yasada öngörülen süre haricinde hiçbir koşula, işleme ve irade izharına
bağlı tutulmamıştır. Yasanın yürürlük tarihinden itibaren üç ayın geçmesiyle
eski kira sözleşmeleri kendiliğinden sona ermesi hükme bağlanmıştır.
Burada kanun koyucunun amacı eski kira sözleşmelerine son vermek rayicine
uygun kira bedeli ile yeni kira sözleşmelerinin yapılmasını sağlamaktır.
4331 sayılı kanun Anayasa’ya aykırı olduğu iddiası ile açılan dava üzerine,
Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş ve iptal kararı 12.12.1998
tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşmenin sona
ermesinden sonra Anayasa Mahkemesi, yürürlüğü durdurma ve iptal kararı
vermiştir. Anayasa Mahkemesi kararları geriye etkili biçimde sonuç doğurmaz.
Davalıya usûlüne uygun tebligat yapılmasına rağmen, süresi içinde yeni
bir kira sözleşmesi yapmayarak taşınmazda işgalci durumuna düşmüştür
El atmanın önlenmesine karar verilmesi gerekirken, aksi yönde hüküm tesisi
ve bozma kararı karşısında direnme kararı verilmesi usûl ve yasaya aykırıdır.
İlgili Mevzuat: Anayasa 2, 153-4331 sayılı kanunla 6570 sayılı kanuna eklenen
geçici 6. madde.

Taraflar arasındaki “men’i müdahale ve ecrimisil” davasından dolayı yapılan
yargılama sonunda; Afyon Asliye 1. Hukuk Mahkemesi’nce davanın reddine
dair verilen 9.11.1998 tarih ve 1998/524 E., 1998/605 K. sayılı kararın incelenmesi
davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin
4.2.1999 tarih ve 1999/789 E., 1999/702 K. sayılı ilamı ile; (... Dosya
içeriğine ve toplanan delillere göre, davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde
değildir. Reddine. Davacı idare vekilinin temyizine gelince; bilindiği üzere vakıf
taşınmazlara ilişkin kira sözleşmelerine son vermek amacıyla Tabii Afetlerden
Zarar Gören Taşınmazların Afet Öncesi Kiracılarına Kiracılık Hakkı Tanınması
ve Devam Etmekte Olan Kira Sözleşmelerinin Sona Erdirilmesi ile ilgili
olarak 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun’a Ek Bir Geçici
Madde Eklenmesine Dair 4331 sayılı kanun 23.1.1998 tarihinde kabul edilip,
27.1.1998 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe konulmuştur.
Söz konusu kanunun 2. maddesiyle 6570 Sayılı Gayrimenkul Kiraları
Hakkındaki Kanun’a eklenen geçici 6. maddenin birinci fıkrasında “Vakıflar
Genel Müdürlüğü’nün mazbut ve mülhak vakıflara ait gayrimenkullere ilişkin
kira sözleşmeleri bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren üç ay sonra sona
erer” hükmü getirilmek suretiyle mevcut kira sözleşmelerine son verilmiştir.
Bu açık hükümden anlaşılacağı üzere kira sözleşmelerinin belirtilen tarihte sona
ermesi hiçbir taraf işlemine veya herhangi bir koşula bağlı tutulmamıştır.
Esasen kanun koyucunun amacı devam eden kira sözleşmelerini ortadan kaldırmak,
tarafların anlaşmaları halinde yeni kira sözleşmelerinin yapılmasını
sağlamaktan ibarettir.
Maddenin daha sonraki fıkralarında ise yeniden yapılacak kira sözleşmelerinin
nasıl yapılması gerektiği ve yapılma süreleri açıklanmış, ayrıca kanun
gereği kira sözleşmeleri son bulan kiracılara idarece önerilen koşulları ve kira
bedelini kabul ettikleri taktirde yeni kira sözleşmeleri yapmaları için öncelik
hakkı tanınmış, öngörülen koşullarda ve sürede yeni kira sözleşmesi yapmayan
kiracıların da ne şekilde tahliye edilecekleri hükme bağlanmıştır.
O halde, geçici 6. maddenin birinci fıkrası hükmüyle kira sözleşmeleri son
bulan kiracıların, sonra gelen fıkralarda belirtilen sürede ve koşullarda yeni kira
sözleşmeleri yapmamaları halinde haksız el atan (fuzuli şagil) durumuna düşeceklerinde
kuşku yoktur. Daha açık bir anlatımla 4331 sayılı kanunun yürürlüğe
girdiği 27.1.1998 tarihinden itibaren üç ay içerisinde Vakıflar Genel Mü-
dürlüğü veya mütevellilerince rayiç ya da emsal bedellere uygun olarak yeni
kira bedeli ve koşulları tespit edilip, kendilerine tebliğ edilmesine karşın üç ayı
takip eden otuz gün içerisinde kira sözleşmesi yapmayan eski kiracıların önceki
kira sözleşmelerine dayanarak hak iddia edemeyecekleri açıktır.
Ne var ki, 4331 sayılı kanun Anayasa Mahkemesi’nin 20.5.1998 tarih,
1998/10 Esas, 1998/18 Karar sayılı ilamı ile iptal edilmiş; aynı zamanda iptal
kararının Resmi Gazete’de yayınlanacağı güne kadar (1998/3-2 Karar sayısı
ile) yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmiş; bu karar 20.5.1998 iptal kararı
ise 12.12.1998 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak infaz edilebilir hale
gelmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki, iptal edilen kanuna göre oluşan kazanılmış
hakların korunması; buna bağlı olarak hukuka ve devlete güvenin sağlanması,
hukuk devletinin en önemli amaçlarından olan huzurlu ve istikrarlı bir ortamın
yaratılması için Anayasa’nın 153/5. maddesi ile iptal kararlarının geriye yürüyemeyeceği
kuralı kabul edilmiştir. Nitekim, değinilen bu kural (keyfi tasarrufları
ve haksız kazançları önlemek; adalet ilkesini gerçekleştirmek gibi bazı istisnalar
dışında) tüm yüksek mahkemelerce aynen kabul edilerek uygulanagelmektedir.
Yine uygulamada ve doktrinde; devam eden uyuşmazlıklar ve tamamlanmamış
hukuki durumlara yeni yasa veya düzenleyici kuralın derhal yürürlüğe
girme (L. effet immediat dela loi novelle) niteliği nedeniyle uygulanacağı görüşü
benimsenmiş olmakla, yukarıda değinilen 6. maddenin birinci fıkrası hükmü
vakıf taşınmazlara ait kira sözleşmelerini 27.4.1998 tarihinde sona erdirip,
işlevini tamamlamış ve hukuki sonucunu doğurmuştur. Bu itibarla, belirtilen
tarihten sonra devam eden bir hukuki münasebetin (kira ilişkisinin) veya taraflar
arasındaki çekişmenin varlığı kabul edilemez. Bunun yanında kira sözleşmeleri,
bir taraf işlemini veya koşulu gerektirmeksizin kanuni gereği sona erdiklerinden
önceki sözleşmeler hakkında mahkemelere başvurma olanağı da
bulunmamaktadır. 4331 sayılı kanunun 6. maddesinin 2 ve 3. fıkralarında öngörülen
süreler ve açılacak davalar ise tamamen yeni yapılacak kira sözleşmelerine
ilişkin olduğundan, son bulan kira sözleşmelerine ait bir uyuşmazlık olarak
değerlendirilemez.
Açıklanan ilkeler gözetildiğinde iptal kararının geriye yürümesini zorunlu
kılan bir nedenden söz etme olanağı yoktur. Aksinin kabulü Anayasa’nın 153/5.
maddesine ve kazanılmış hak kuralına ters düşen bir sonuç ortaya çıkarır.
Somut olayda davalıya yöntemine uygun biçimde gerekli tebligat yapılmış,
davalı süresi içerisinde yeni bir kira sözleşmesi yapmayarak taşınmazda
haksız el atan (işgalci) durumuna düşmüştür.
Hal böyle olunca, el atmanın önlenmesine de karar verilmesi gerekirken,
buna yönelik isteğin reddedilmesi isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak, dosya
yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki
kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davacı vekili.

Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz
edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, gereği görüşüldü:
Vakıf yoluyla meydana getirilen ata yadigârı mimari eserleri korumak, onarılarak
Türk kültürünün gelecek nesillere intikalini sağlamak, vakıf malları ekonomik
şekilde işletmek görevini yüklenen Vakıflar Genel Müdürlüğü ile mülhak
vakıfların bütçe gelirlerinin tamamına yakını vakıf taşınmazların kiralanması
ile elde edilen kira gelirlerinin oluşturduğu, ne var ki uzun süreli sözleşmeler
günün değişen ekonomik şartları, yargı organlarından zamanında istenilen
artışa ilişkin karar alınmaması, ısıtma, aydınlatma, işçi ücretleri gibi zorunlu
giderlerdeki artışlar sonucu vakıf taşınmazların kiralarının zaman içerisinde çok
düşük seviyede kaldığı, hattâ birçok işyerinde gelir gideri karşılayamadığı gerekçesiyle,
vakıf taşınmazlara ilişkin kira sözleşmelerine son vermek amacıyla,
tabii afetlerden zarar gören taşınmazların afet öncesi kiracılarına kiracılık hakkı
tanınması ve devam etmekte olan kira sözleşmelerinin sona erdirilmesi ile ilgili
olarak 6570 Sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun’a Ek Bir Geçici
Madde Eklenmesine Dair 4331 sayılı kanun 23.1.1998 tarihinde kabul edilip,
27.1.1998 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuştur.
Söz konusu kanunun 2. maddesiyle 6570 Sayılı Gayrimenkul Kiraları
Hakkındaki Kanun’a eklenen geçici 6. maddesinin birinci fıkrasında “Vakıflar
Genel Müdürlüğü’nün mazbut ve mülhak vakıflara ait gayrimenkullere ilişkin
kira sözleşmeleri bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren üç ay sonra sona
erer” hükmü getirilmiştir.
Maddenin daha sonraki fıkralarında ise yeni yapılacak kira sözleşmesi için
Vakıflar Genel Müdürlüğü ve mütevellilerin yapacağı işlemler yeni kira sözleşmesinin
koşulları ve süresi, eski kiracının yeniden kira sözleşmesi yapmaması
halinde tahliyesi, bildirilen yeni kira bedeli hakkında mahkemeye başvurma
yolları hükme bağlanmıştır.
4331 sayılı kanun ile 6570 sayılı kanuna eklenen geçici 6. maddenin birinci
fıkrasının açık hükmüne göre mazbut ve mülhak vakıflara ait taşınmazlara
ilişkin kira sözleşmeleri kanunun yürürlüğe girdiği 27.1.1998 tarihinden üç ay
sonra yani 27.4.1999 tarihinde son bulmaktadır. Aynı maddenin üçüncü fıkrası
ise Vakıflar Genel Müdürlüğü ve mütevellilerce bildirilen kira bedeli ve koşullarını
kabul eden eski kiracıya yeni kira sözleşmesi yapmak üzere üç ayı takip
eden otuz günlük başka bir süre tanınmış, kira sözleşmesi sona ermesine karşın
önceki kiracıyı bu otuz günlük sürenin son bulduğu 27.5.1998 tarihine kadar
fuzuli şagil saymayarak mecuru kullanmasına izin vermiştir.
4331 Sayılı Yasa’nın Anayasa’ya aykırı olduğu iddiası ile açılan dava üzerine,
Anayasa Mahkemesi’nce 20.5.1998 tarih, 1998/10 Esas, 1998/3-2 sayılı
Karar’la yürürlüğü durdurma aynı tarih, 1998/10 Esas, 1998/18 sayılı Karar ile
de kanunun iptaline karar verilmiş yürürlüğünün durdurma kararı 23.5.1998
iptal Karar’ı ise 12.12.1998 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak bağlayıcı nitelik
kazanmıştır.
Yargıtay Özel Dairesi ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık; 4331 Sayılı
Yasa’nın geçici 6. maddesi anlamında eski kira sözleşmelerinin ne zaman
son bulmuş sayılacağının tayin ve tespitinde toplanmaktadır. Bu konuda 4331
Sayılı Yasa ile getirilen geçici 6. maddenin birinci fıkrasının hükmü açık olup,
yukarıda değinildiği üzere eski kira sözleşmelerine bu fıkra hükmüyle
27.4.1998 tarihi itibariyle son verilmiştir. Yasanın sonraki fıkraları ve üçüncü
fıkradaki üç ayı takip eden otuz günlük süre, yapılacak yeni kira sözleşmelerine
ilişkindir. Esasen kanun koyucunun amacı da eski kira sözleşmelerine son
vermek rayicine uygun kira bedeli ile yeni kira sözleşmelerinin yapılmasını
sağlamaktır. Nitekim madde metninden de açıkça izlenildiği üzere, eski kira
sözleşmelerinin sona ermesi, yasada öngörülen “aylık süre” dışında hiçbir önkoşula,
yapılması istenilen hiçbir işlem veya irade izharına bağlı tutulmamıştır.
O nedenle salt yasanın yürürlük tarihinden itibaren üç ayın geçmesiyle eski kira
sözleşmelerinin doğrudan münfesih olacağının kabulü gerekir.
Bu açıklamalardan sonra, Anayasa Mahkemesi kararlarından iptal hükmünün
geriye yürüme (extunç) etkisinin hukuki kapsam ve alanı üzerinde durulmasında
yarar vardır.
Öncelikle belirtelim ki Hukuk Genel Kurulu bu konuyu, somut olayın zorunlulukla
sunduğu “kazanılmış haklar” çerçevesinde ve sınırlı bir düzeyde tartışmış
ve tahlil etmiştir. Yine işaret edelim ki, kazanılmış hakların varlığı halinde
iptal kararlarının geriye yürümeyeceği ilkesi kurulda oybirliği ile kabul
edilmiştir.
Gerçekte de, anayasal yargıda; idari yargıdaki iptal kararının (extunç) geriye
yürüme etkisi ilke olarak kabul edilmemiş ve iptal edilen kuralın baştan
beri geçersiz duruma geldiği esası benimsenmemiştir. Diğer bir anlatımla Anayasa
Mahkemesi’nin iptal kararının geri yürümezliği kuralına öncelik tanınmıştır
(Anayasa mad.153).
Anayasa’nın 153/V maddesine bakıldığında, iptal kararının geri yürümeyeceği
ilkesine, yasa koyucu tarafından bir istisna tanınmadığı kuşku ve duraksamaya
yer olmaksızın görülmektedir.
Ne var ki bu anayasal hükmün salt lafzi yorumla uygulanması, zaman za-
man hakkaniyet, nesafet, eşitlik ve adalet ilkelerine aykırı sonuçlar yaratabilir
(bkz. N. Bilge, “Anayasa Mahkemesi Kararlarının Geriye Yürümezliği Sorunu”,
Ankara Baro Dergisi, 1990/3, s.332). O nedenle Anayasa’nın 153/V maddesinin
istisnalarının varlığı öğretide ve yargıda gündeme getirilmiş ve tartışılmıştır.
Türk anayasal sisteminde benimsenen iptal kararının geriye yürümezliği
kuralının getiriliş amacı, devlete güven duygularını sarsmamak, devlet yaşamında
kargaşaya neden olmamak, toplum huzurunun sarsılmamasını sağlamak
olarak özetlenebilir.
Esasen bir hukuk kuralının yürürlüğü sırasında bu kurala uygun biçimde,
tüm sonuçları ile kesin olarak edinilmiş hakların (kazanılmış haklar) korunması
hukuk devletinin gereğidir.
O nedenle hukuksal ve maddi alanda etkisini göstermiş hukuk kaideleri uyarınca
tamamlanmış ve sonuçlarını doğurmuş bulunan kazanılmış haklara anayasa
Mahkemesi iptal hükmünün geri yürümeyeceğinin kabulü kaçınılmazdır.
Kazanılmış haklar hukuk devleti kavramının temelini oluşturan en önemli
unsurlardandır.
Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar,
Anayasa’nın (2)’nci maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir
hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı,
hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul
edilemez.
Tüm açıklananların ışığı altında dava değerlendirildiğinde, Anayasa Mahkemesi’nin
4331 Sayılı Yasa hakkında yürürlüğün durdurulmasına ilişkin kararı
23.5.1998 tarihinde Resmi Gazete’de ilan edilerek yürürlüğe girmiş ve bağlayıcı
olmuştur.
Oysa, taraflar arasındaki kira sözleşmesi bu tarihten önce 27.4.1998 tarihinde
yasal kaidelere uygun bir şekilde işlemlerini tamamlayarak hukuki sonuç
ve hükümlerini hasıl etmiş; en önemlisi davanın tarafları yönünden objektif
statüden subjektif statüye geçerek kişiye ait bir nitelik kazanmıştır. Farklı anlatımla
sözleşmenin son bulmasına ilişkin vakıflar idaresi yararına özel hukuk
yönünden kazanılmış hakkın vücut bulmasından daha sonra Anayasa Mahkemesi’nin
yürürlüğün durdurulması kararı devreye girmiş bulunmaktadır. Hal
böyle olunca; Anayasa Mahkemesi’nin sözü edilen kararı, somut olayda geriye
etkili biçimde hukuksal sonuç doğurmayacağı kuşkusuzdur.
Yukarıda açıklanan nedenlerle Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen
Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, direnme kararı verilmesi usûl
ve yasaya aykırıdır. Yerel mahkemenin direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararı-
nın Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı
HUMK’nin 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz
peşin harcının geri verilmesine, 6.10.1999 tarihinde, ikinci görüşmede oyçokluğu
ile karar verildi.

Karşı Oy Yazısı
Bu davanın dayanağını oluşturan ve davacı Vakıflar İdaresi’nin davalıyla
yaptığı kira akdinin sona erdiğini tespit eden 4331 sayılı kanunun Anayasa’ya
aykırı olduğunu, davalı defan dermeyan etmiştir. Anayasa’nın 152/2. maddesi
uyarınca, Yargıtay bu savunmayı temyiz incelemesi sırasında aynı maddenin 3.
bendi çerçevesinde dikkate almak zorundadır. Söz konusu kanunun bir siyasi
partinin müracaatı sonunda Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş olması
sebebiyle davalının bu mahkeme kararından yararlanmasını önlemek; kanunların
Anayasa’ya aykırılığını ileriye sürme hakkını tanıyan Anayasa hükmü ile
bağdaşmayacağı gibi hakkaniyet kuralları ile de bağdaşmaz.
Yüce kurulda uzun uzadıya tartışılan Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının
geriye yürümeyeceği ve davacı yararına kazanılmış hak oluştuğu kurallarının
bu olayda uygulama alanı yoktur.
Karar bu gerekçe ile doğrudur. Onanmalıdır.
Tahir Alp
2. HD Başkanı

Karşı Oy Yazısı
Davacı Vakıflar Genel Müdürlüğü; kendilerine ait olan taşınmazda davalının
27.4.1998 tarihinden itibaren kira sözleşmesinin sona erdiğini ve işgalci durumunda
olduğunu, zira 27.1.1998 tarihinde yürürlüğe giren 4331 Sayılı Yasa’nın
2. maddesi ile 6570 Sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkındaki Kanun’a eklenen
geçici 6. maddesinin birinci fıkrası ile mazbut ve mülhak vakıflara ait taşınmazlara
ilişkin kira sözleşmelerinin yürürlük tarihinden itibaren üç ay sonra yani
27.4.1998 tarihinde sona erdirildiğini, eski kiracılara üç ayı takip eden otuz gün
içinde yeni takdir edilen kira bedeli ve şartları üzerinden kira sözleşmesi yapmak
olanağı tanındığının bildirilmesine rağmen davalının yeni sözleşme yapmadığını,
söz konusu geçici 6. maddenin Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmişse de Anayasa’nın
153. maddesinde iptal kararlarının Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihte
yürürlükten kalkacağının ve iptal kararlarının geriye yürümeyeceğinin hükme
bağlandığını, bu durumda 27.4.1998 tarihinde 4331 Sayılı Yasa yürürlükte olduğundan,
bu tarihte kira sözleşmesinin sona erdiğini ve 23.5.1998 tarihine kadar
da sözleşme imzalanmadığından, davalının fuzuli şagil durumuna düştüğünü iddia
ederek müdahalenin men’ine karar verilmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı kiracı ise; 4331 Sayılı Yasa ile getirilen geçici 6. maddenin
27.5.1998 tarihinde Anayasa Mahkemesi’nce iptal edildiğini, ancak uygulama
dan doğacak zararların önlenmesi için Resmi Gazete’de yayımlanıncaya kadar
anılan maddenin yürürlüğünün durdurulmasına karar verildiğini, bu itibarla da
kira sözleşmesinin geçerli olduğunu vurgulayarak davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık; geçici 6. maddenin Anayasa Mahkemesi’nce
iptali ve yürütmeyi durdurma kararı karşısında, kira ilişkisinin devam
edip etmediği noktasında toplanmaktadır. Sorunun çözümlenebilmesi için; öncelikle
geçici 6. madde üzerinde kısaca durulduktan sonra, Anayasa Mahkemesi’nce
verilen yürürlüğün durdurulması ve iptal kararlarının taraflar arasındaki
kira ilişkisine etkisinin ne olacağının belirlenmesi gerekmektedir.
Geçici 6. maddenin birinci fıkrasında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün mazbut
ve mülhak vakıflara ait gayrimenkullere ilişkin kira sözleşmelerinin bu maddenin
yürürlük tarihinden itibaren üç ay sonra son bulacağı belirtildikten sonra,
müteakip fıkralarında rayiç veya emsal bedellere uygun olarak yeni kira bedeli
ve şartlarının idarece tespit edilerek kiracı ile birlikte taşınmaz malı kiralamak isteyen
üçüncü kişilere duyurulacağı, tespit edilen şartları kabul eden ya da daha
fazla bedel teklif eden üçüncü kişilerin bulunması halinde eski kiracıların en
yüksek bedel üzerinden birinci fıkrada belirtilen üç ayı takip eden otuz gün içinde
yeni kira sözleşmesi yapmaya öncelikle hakları olduğu, otuz günlük süre içinde
sözleşme imzalamayan ve gayrimenkulü de tahliye etmeyen kiracının tahliyesinin
bu sürenin bitiminden sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün başvurusu üzerine
mahalli mülki amirlerin kararı ile gerçekleşeceği kurallarına yer verilmiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre; üç aylık süre içinde kira bedeli üzerinde
taraflarca anlaşma sağlanamadığı, müteakip otuz günlük sürede de anlaşmazlığın
devam ettiği, ancak bu süre henüz dolmadan 27.5.1998 tarihinde
Anayasa Mahkemesi’nce geçici 6. maddenin iptaline karar verildiği ve aynı zamanda
iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihe kadar da yürürlüğün durdurulmasına
karar verilerek, bu kararın 23.5.1998, iptal kararının ise 12.12.1998 tarihli
Resmi Gazete’lerde yayımlandığı anlaşılmaktadır.
Anayasa’nın 153/5. maddesine göre, iptal kararları geriye yürümez. Bir
başka anlatımla; aynı maddenin üçüncü fıkrasında da açıklandığı üzere, iptal
edilen yasa hükümleri iptal kararlarının Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihten
itibaren yürürlükten kalkar. Ancak, Anayasa Mahkemesi’nce verilen iptal kararlarının
mahkemelerin önünde devam etmekte olan, yani sonuçlanmamış davalara
uygulama zorunluluğu mevcuttur. Geriye yürümezlik ilkesi sonuçlanmış,
kesin hüküm haline gelmiş uyuşmazlıklara ve kazanılmış haklara etkili
olamaz. Bu sonuç, devlete güven ilkesinin bir gereğidir. Somut olayda iptal kararı,
12.12.1998 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ise
de, Anayasa Mahkemesi’nce yukarıda sözü edilen otuz günlük ikinci evre henüz
son bulmadan 27.5.1998 tarihinde yürürlüğün durdurulmasına da karar ve-
rilmiş olduğundan, uyuşmazlığın çözümünde iptal kararının Resmi Gazete’de
yayımlandığı tarihin değil, yürütmeyi durdurma tarihinin esas alınarak değerlendirme
yapılması zorunluluğu vardır. Gerçekten yürütmenin durdurulduğu
tarihin esas alınmaması halinde, Anayasa Mahkemesi’nce verilen iptal kararının
bir anlamı kalmaz.
Burada üzerinde durulması gereken önemli bir nokta da, geçici 6. maddenin
birinci fıkrasında yer alan “... kira sözleşmeleri bu maddenin yürürlük tarihinden
itibaren üç ay sonra sona erer” kuralının uyuşmazlığın çözümünde ne
derece etkili olacağı hususudur.

Hukuk Genel Kurulu’ndaki görüşmelerde çoğunluk bu kuralın bitirici bir
etki ve nitelikle olduğunu, yani hükmünü icra ettiğini, bu itibarla da yürütmenin
durdurulması kararının yayımlandığı 23.5.1998 tarihinde üç aylık süre geçtiği
için taraflar arasındaki kira ilişkisinin sona erdiğini kabul etmektedir ki, bu
görüşün ulaştığı nokta, son bulmuş olan kira ilişkisine sonraki iptal ve yürütmeyi
durdurma kararlarının etkili olamayacağıdır. Gerçekten iptal kararları, tamamlanmış,
sonuçlanmış hukuki durumlara etkili olamaz. Bu sonuç Anayasa
Mahkemesi iptal kararlarının geriye yürümemesi kuralının gereğidir.
Geçici 6. maddenin vakıf mallarının korunması amacıyla getirildiği kuşkusuz
ise de, yasa koyucunun bu taşınmaz malların kiracılarını da hukuki güvenceden
yoksun bırakmadığı, bunu sağlamak için birbiri ile bağlantılı olan aşamalı
bir düzenleme yoluna gittiği açıktır. Daha açık bir anlatımla; üç aylık süre ile
yetinilmemiş ve kira sözleşmelerinin üç ay sonra sona ereceği şeklindeki hükme
dayanılarak sonuca gidilmesi gerekli görülmüştür. Bu düzenlemeye göre ilk üç
ayda kira parası konusunda taraflar anlaşmaya varmışlar ya da kira ilişkisi son
bulmuş ise, sonraki sürecin işlemesi söz konusu olamaz. Aksi takdirde ise müteakip
süreye geçilmesi gerekecektir. Bu olasılıkta da prosedürün tamamlanması
kaçınılmaz olacaktır. İşte somut olayda Anayasa Mahkemesi’nin geçici 6. maddeyi
iptal ve yürütmeyi durdurma kararı bu otuz günlük süre içinde verilmiş bulunduğu
için, gerçekleşmiş bir hukuki durum mevcut değildir, yani aradaki kira
ilişkisinin sona erdiği kabul edilemez. Ayrıca ve özellikle belirtmek gerekir ki,
geçici 6. madde bir bütündür. Dolayısıyla da tamamı göz önünde tutulmalıdır.
Anayasa Mahkemesi’nce de maddenin tümü otuz günlük süre içinde iptal edilmiş
ve iptal kararı daha sonra 12.12.1998 tarihinde yürürlüğe girmişse de, yürütmeyi
durdurma kararı da verildiği için, kiralayan idare geçici 6. maddenin birinci
fıkrasına dayanamaz. Yukarıda ayrıntılı biçimde açıklandığı üzere yasal süreç
devam ettiği için Anayasa Mahkemesi kararlarına göre oluşan hukuki durum
dikkate alınmalı ve bunun sonucu olarak yerel mahkeme kararı onanmalıdır.
Açıklanan nedenlerle çoğunluğun bozma kararına katılamıyoruz.
E. Aydın Özkul Ş. Ekrem Serim
9. HD Başkanı 9. HD Üyesi

Karşı Oy Yazısı
Davacı Vakıflar Genel Müdürlüğü ile davalı arasında 6570 Sayılı Yasa’ya
göre daha önceki yıllarda kira akdi yapıldığı, davalının davacıya ait işyeri niteliğindeki
taşınmazı yıllarca kullandığı, ne ki 27.4.1998 tarihinde yürürlüğe giren
4331 Sayılı Yasa ile kira akdinin kanunun yayımı tarihinden itibaren üç ay
sonra feshedildiği, anılan yasanın kiracılara yeni şartlarla tekrar kira akdi yapabileceklerine
dair üç aylık sürenin bitiminden itibaren bir aylık imkân tanındığı,
davacının diğer işyerlerindeki kiracılarının büyük bir kesiminin yeniden kira
akdini icra ettikleri, ancak davalının böyle bir akit yapmaya yanaşmadığı,
ancak bu arada 4331 Sayılı Yasa’nın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne dava
açıldığı, yüksek mahkemenin kiracılara tanınan bir aylık süre içinde yürütmeyi
durdurma kararı, sonra da Anayasa’ya aykırılığı nedeniyle yasanın iptaline karar
verdiği ve iptal kararının yargılama aşamasında Resmi Gazete’de yayımlanarak
yürürlüğe girdiği, davacının kira akdinin yasa ile feshedildiğini, davalının
fuzuli şagil durumuna düştüğünü öne sürerek meni müdahale davası açtığı,
mahkemenin ise kanunun Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmesi nedeniyle,
davalının fuzuli şagil sayılamayacağı düşüncesiyle davayı reddettiği, Yüksek
Özel Daire’nin ise fesih işleminin gerçekleştiğine değer vererek yerel mahkemenin
kararını bozduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece önceki kararda direnilmiştir. davada çözümlenmesi gereken
hukuksal sorun, hakimin Anayasa’ya aykırılığı nedeniyle iptal edilen bir yasaya
göre hüküm verebilip veremeyeceği ve Anayasa Mahkemesi kararlarının
geriye yürüyüp yürümeyeceğidir.
Önce Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürüyüp yürümeyeceği meselelerinin
açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Gerçekten Anayasa’nın 153. maddesinin 5. fıkrasına göre iptal kararları
geriye yürümez. Ancak bu hüküm lafzi yoruma tâbi tutularak ve diğer fıkralar
ile, özellikle Anayasa’nın 152. maddesi görmezlikten gelinerek sayın çoğunluğun
vardığı sonuca ulaşılamaz.
153. maddenin 5. fıkrasındaki hüküm, aynı maddenin 3. fıkrasında yer
alan, iptal edilen kanunun hükmünün iptale ilişkin kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla
yürürlükten kalkacağına dair hükmü tamamlar niteliktedir. Bu
hüküm evrensel bir hukuk kuralını yansıtmakta olup, Anayasa’ya aykırı görülen
hükmün iptal edilerek yürürlükten kaldırılması, kanun yürürlükte iken bu
kanun hükmüne göre yapılmış uygulamaları, oluşturulmuş statüleri ve kazanılmış
hakları etkilemeyeceğini ifade eder. Ne var ki bu kuralın geçerli olabilmesi
için belli ve somut bir amacı öngören uygulamanın sonuçlanmış olması, statülerin
oluşumlarının bitirmiş bulunmaları veya kazanılmış hakların artık genel
olma niteliklerinden arınmış olarak edinilmiş, özel hak alanına dönüşmüş olmaları
gerekir.
İptal kararlarının geriye yürümezliği ilkesinin en belirgin olduğu durum,
kazanılmış hak kavramının söz konusu edildiği hallerdir. Gerçekten özel hakları
etkilediği için iptal kararlarının geriye yürümezliği kazanılmış haklar yönünden
en çok üzerinde durulan bir kavram olarak kendini göstermektedir. Yukarıda
bir nebze belirtilmiş olduğu üzere, bir hakkın kazanılmış hak haline gelebilmesi,
diğer bir deyişle kazanılmış haktan söz edilebilmesi için onun objektif
statüden subjektif statüye geçmiş olması lazımdır. Başka bir anlatımla yasanın
varlığı ile “potansiyel” bir hakkın mevcudiyeti yeterli olmayıp, hak edinmeye
götüren işlemlerin yapılmış veya şartlarının gerçekleşmiş olması suretiyle
onun subjektif, kişiye ait bir niteliği kazanmış olması gerekir. Bu nitelikleri taşımayan
hakların veya statülerin kazanılmış hak olarak kabulü mümkün olamaz.
Bu nedenlerle de bu gibi hallerde iptal kararlarının geriye yürümezliği ilkesinin
uygulanması düşünülemez.
Yukarıda açıklanan ilkelerin ışığında somut olaya baktığımızda, kira akdinin
feshi yönünden davacı Vakıflar Genel Müdürlüğü lehine “kazanılmış hak”
olgusu oluşmuş mudur?
Taraflardan birisi kamu kuruluşu da olsa aralarındaki hukuksal ilişki özel
hukuk ilişkisidir. Bilindiği gibi özel hukuk ilişkilerinde bir taraf kamu kuruluşu
da olsa Anayasa ve yasalar karşısında durumları eşittir.
Kamu yararı düşüncesiyle kamu kuruluşuna üstünlük tanınamaz. Olayda
kira akdinin özel hukuk ilişkisi olduğu yadsınamaz. Böyle bir akdin feshinin
6570 Sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun’un elverdiği koşullarda
mümkün olabileceği bilinen hukuksal gerçeklerdendir. Hal böyle iken Anayasa’ya
aykırı biçimde çıkarılan 4331 Sayılı Yasa ile taraflar arasındaki kira akdi
davacı yararına feshedilmiştir. Davalının anayasal hakkının ihlal edildiği açık
seçik ortadadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararıyla hak ihlalinin
kesinleştiği açıktır.
4331 sayılı kanun işlevini tamamlamadan, yasanın taraflara tanıdığı bir
aylık süre dolmadan Anayasa Mahkemesi’nin yürütmenin durdurulmasına dair
kararı yürürlüğe girmiştir. Ancak davalı, davacının dayandığı yasanın Anayasa’ya
aykırılığını öne sürerek akit yapmaya yanaşmamıştır. Bu durumda yasanın
öngördüğü prosedür tamamlanmamış, taraflar arasında yeni bir statü oluşmamış,
yasanın öngördüğü işlemler tamamlanmamıştır. Tüm bu hukuksal gerçekler
karşısında davacının kazanılmış hakkının oluştuğunu söylemek başta
hukukun evrensel kurallarına ve Anayasamızın temel normlarına aykırıdır.
Kaldı ki, çıkarılan yasa sonradan da olsa Anayasa’ya aykırılığına karar verildiği
için kira akdi yasa ile feshedilmemiş sayılır. Şayet davalı 4331 Sayılı
Yasa’ya göre yeni bir kira akdi yapmış olsaydı, taraflar arasında yeni bir statü
oluşacak ve davacının kazanılmış hakkından söz edilebilecekti. Anılan yasa iptal
edilerek yürürlükten kalktığından, eski kira sözleşmesi halen yürürlüğünü
sürdürmektedir. Vakıflara ait taşınmazların kiracılar tarafından sömürülmüş olması
önemli bir anayasal ilkenin zedelenmesine hak vermez ve giderek salt bir
olaya özgü içtihat tesis edilemez.
Kaldı ki, davacının yasal yollardan ve hukuka uygun biçimde hakkını araması
ve idarenin zarara uğramasını önlemesi mümkündür.
Hakimin Anayasa’ya aykırı görülerek iptal edilen bir kanuna dayanarak
karar verebilip veremeyeceği meselesine gelince;
Anayasa’nın 152. maddesi görülmekte olan bir davada uygulanması gereken
yasanın mahkemelerce Anayasa’ya aykırılığı nedeniyle ya doğrudan doğruya
ya da tarafların itirazları üzerine Anayasa Mahkemesi’ne götürülebileceğini
hükme bağlamıştır. Buna göre mahkemece gönderilen dava dosyasını, Anayasa
Mahkemesi için kendisine gelişinden başlamak üzere her ay içinde kararını verir
ve açıklar. Bu süre içinde karar verilmezse mahkeme davayı yürürlükteki kanun
hükümlerine göre sonuçlandırır. Anılan maddenin 3. fıkrasının son cümlesinde
ise aynen: “Ancak Anayasa Mahkemesi’nin kararı, esas hakkındaki karar
kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır” hükmünün yer
aldığı görülmektedir. “Kesinleşinceye kadar” sözcüklerinin hem mahkemesi ve
hem de Yargıtay’ı içerdiği kuşkusuzdur. Başka bir deyişle Yargıtay’ın da Anayasa
Mahkemesi kararına uymak zorunda olduğu söz götürmez.
Görüldüğü gibi mahkemelerin Anayasa Mahkemesi kararlarına uymak zorunda
olduğu hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde ve somut
olarak hükme bağlanmıştır. Bu hükmün sadece itirazen gönderilen dosyanın
görüldüğü mahkemeyi bağlayacağı düşüncesine katılmak mümkün değildir.
Zira dosyayı Anayasa Mahkemesi’ne gönderen mahkeme iptal kararı kendisine
geldikten sonra Anayasa Mahkemesi kararı Resmi Gazete’de yayımlanmasa bile
kararı uygulayacaktır. İşte bu aşamada diğer mahkemelerin karar yayımlanıncaya
kadar iptal kararına uymak zorunluğu yoktur. Ne var ki 153. maddenin
son fıkrasına göre karar Resmi Gazete’de yayımlanınca yürürlüğe girer ve başta
yargı olmak üzere herkesi bağlar. Bu son fıkra dahi mahkemelerin eldeki davalara
Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulayacağını göstermektedir
Diğer taraftan Anayasa’nın 138/1. maddesinde aynen: “Hakimler ... Anayasa’ya,
kanuna ve hukuka uygun olarak ... hüküm verirler” ilkesi yer almıştır. Anayasa
ve hukuk kuralları kanunların üzerinde yer alan kurallardır. Anayasa’nın temel
normları ve hukuk çerçevesinde karar verilmediği takdirde “hukuk devleti”
ilkesi zedelenmiş olur. Bilindiği gibi hukuk devleti ile kanun devleti kavramları
birbirinden çok farklı kavramlardır. Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesi’nin iptal
kararının yürürlüğe gireceği tarihi ileriye dönük olarak ertelemiş bulunması öncelikle
yasama organına aynı konuda, iptal kararının gerekçesine uygun olarak, yeni
bir düzenleme için olanak tanımak ve ortada hukuki bir boşluk yaratmamak
amacına yönelik olup, yargı mercilerinin bakmakta oldukları uyuşmazlıklarda
hukuka ve Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiş kuralları uygulaması ve
uyuşmazlıkları bu kurallara göre çözümlemesi sonucunu doğurmaz.
Uygulamada, herhangi bir mahkemenin ilgili kanunun iptali için Anayasa
Mahkemesi’ne başvurması halinde o mahkeme benzer diğer davaları da bekletmektedir.
Hatta başka başka mahkemeler bile kendileri Anayasa Mahkemesi’ne
gitmeseler de iptal davası sonucunu beklemekte ve iptal kararı Resmi Gazete’de
yayımlandığında eldeki davalara Anayasa Mahkemesi kararını uygulamaktadır
ki, kanımızca doğru olan budur.
(Anayasa Mahkemesi 15.10.1996 tarih, 1996/50 Esas, 1996/37 Karar,
Yüksek Seçim Kurulu, 5.10.1987 tarih, 518 Karar, Danıştay 5. D. 23.5.1991
tarih, 1990/2976 Esas, 1991/940 Karar, Danıştay 12. D. 25.3.1999 tarih,
1998/3580 Esas, 1999/576 Karar, Danıştay 12. D. 17.12.1998 tarih,
1995/10000 Esas, 1998/3079 Karar, Yargıtay 10. HD. 2.5.1985 tarih, 557 Esas,
3927 Karar keza aynı Daire’nin 14.3.1989 tarih, 1988/7812 Esas, 2374 Karar,
Yargıtay HGK 9.3.1988 tarih, 1987/860 Esas, 1988/232 Karar, Yargıtay HGK
21.3.1990 tarih, 1990/39 Esas, 1990/196 Karar sayılı ilamları baştan beri açıklanan
ilkeleri doğrular niteliktedir.
Dava fuzuli işgal nedeniyle meni müdahale isteminden ibarettir. Tüm yargısal
ve bilimsel içtihatlarda bir kimsenin fuzuli şagil durumuna düşmesi için
taşınmazı yasal ve hukuksal açıdan hiçbir hakkı olmadığı halde yedinde bulundurması
gerektiği ilkesi benimsenmiştir. Oysa davalı kira akdine dayanarak taşınmazı
işgal etmektedir. Anayasa’ya aykırı bir yasayla akdin feshi Anayasa
Mahkemesi’nin iptal kararı ile geçersiz sayıldığına göre, önceki kira akdi
ayaktadır ve davalı fuzuli şagil olarak kabul edilemez.
Açıklanan nedenlerle sayın çoğunluğun bozma kararına katılamıyorum.
Örnek nitelikteki mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesindeyim.
Resul Aslanköylü
Üye


Karşı Oy Yazısı
Davacı idarenin davadaki talebinin dayanağı 4331 Sayılı Tâbi Afetlerden
Zarar Gören Vakıf Taşınmazların Afet Öncesi Kiracılarına Kiracılık Hakkı
Tanınması ve Devam Etmekte Olan Kira Sözleşmelerinin Sona Erdirilmesi İle
İlgili Olarak 6570 Sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun’a Bir Ek ve
Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun’un 2. maddesiyle 6570 Sayılı Yasa’ya
eklenen geçici 6. maddesidir.
Anılan yasa hükmü 27.1.1998 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe
girmiş; ancak, Anayasa Mahkemesi’nin 20.5.1998 tarih ve 1998/10-18
sayılı kararı ile Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Mahkeme söz konusu
kararıyla ayrıca; yasanın “uygulanmasından doğacak ve sonradan gideril-
mesi olanaksız durumların ve zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz
kalmaması için” iptal kararının Resmi Gazete’de yayınlanacağı güne kadar
maddenin yürürlüğünün durdurulmasına hükmetmiştir.
İptal edilen geçici 6. maddenin, birinci fıkrasında; davacı idarenin mazbut
ve mülhak vakıflarına ait taşınmazlara ilişkin kira sözleşmelerinin, yasanın yürürlük
tarihinden itibaren üç ay sonra sona ereceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında
da, bu süre içerisinde idare ve vakıf mütevellileri tarafından belirlenecek yeni
kira bedeli ve şartlarının kiracıya tebliğ olunacağı hükmü getirilmiştir. Bu koşulları
kabul eden kiracılarla (üç ayı takip eden otuz gün içinde) yeniden kira
sözleşmesi kurulması imkânı da üçüncü fıkra ile sağlanmıştır.
İdare tarafından belirlenen kira bedeline karşı süresi içinde dava açılması
halinde, verilen karar kesinleşinceye kadar idarece saptanan yeni kira bedeli
üzerinden ödemeye devam olunacağı beşinci fıkra ile öngörülmüş; mahkeme
kararının kesinleşmesinden başlayarak otuz gün içinde, mahkemece tespit edilen
kira bedeli üzerinden kiracının yeni kira sözleşmesi yapmaya hakkı bulunduğu
da yedinci fıkrada düzenlenmiştir.
Bu düzenlemelere göre yasa ile öngörülen temel amacın, davacı idarenin,
mazbut ve mülhak vakıflarına ait taşınmazlarına ilişkin kira sözleşmelerinin,
yasada belirlenen koşullara göre, özellikle kira bedeli bakımından yenilenmesi
olduğu kuşkusuzdur.
Geçici 6. madde bir bütün halinde incelendiğinde; bir yandan yasa ile tayin
edilen üç aylık sürenin geçmesi halinde önceki kira sözleşmelerinin sona ereceği
hükmüne yer verilmişken; diğer taraftan idarece bildirilen kira bedelinin kabulü
halinde, yasada sözü edilen üç ayı takip eden otuz gün içinde yeni kira
sözleşmesi yapılacağı; belirlenen kira bedeline karşı süresi içinde (bu sürenin ne
olduğu açık olmamakla birlikte otuz günlük süre olduğu sonucuna varılmaktadır)
dava açılması halinde, mahkemece verilen kararın kesinleşmesine kadar
idarece tespit edilen kira bedelinin ödenmesine devam edileceği ve kesinleşmeden
başlayarak otuz gün içinde de mahkemece tespit edilen kira bedeli üzerinden
kiracının yeni sözleşme yapma hakkı bulunduğu ifade edilmektedir.
Şu hale göre, geçici 6. maddenin birinci fıkrasında kira sözleşmelerinin,
yasanın yürürlük tarihi olan 27.1.1998’den üç ay sonra 27.4.1998 tarihinde sona
ereceği belirtilmesine rağmen, diğer fıkralar hükümlerine göre kira ilişkisinin
çekişmesiz hallerde 27.5.1998; çekişmeli durumlarda ise mahkemece verilecek
kararın kesinleşmesinden itibaren 30 gün sonrasına kadar devam edeceği
sonucuna varılmaktadır. Öyle ise 27.4.1998 tarihi itibariyle kira akdinin sona
erdiği ve kiracının bu tarihte haksız işgalci durumuna düştüğü söylenemez.
Durum bu iken, söz konusu yasa Anayasa Mahkemesi’nce 20.5.1998 tarihinde
Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiş, aynı tarihte de yürürlüğün
durdurulmasına karar verilmiştir. Yani kiralayan-kiracı ilişkisinin devamına
olanak tanınan 30 günlük sürenin dolma tarihi olan 27.5.1998 tarihinden önce
yasa hükmünü yitirmiş, uygulanma olanağı ortadan kalkmıştır.
Anayasa Mahkemesi’nin iptal ve yürürlüğün durdurulması hükmüne kadarki
süreç içerisinde, iptal edilmiş olsa dahi bu yasada öngörülen kurallar gereği
oluşan yeni statülerin (yeni kira sözleşmesinin yapılması, kiralananın boşaltılması
vs. gibi) korunacağı muhakkaktır. Anayasa’nın 153. maddesinde yer
alan “iptal kararlarının geriye yürümezliği” ilkesi ile “kazanılmış hak” kuralı
aksine düşünce tarzına engeldir.
Bir hukuk kuralının yürürlüğü sırasında, bu kurala uygun biçimde tüm sonuçları
ile kesin olarak edinilmiş hakların korunması hukuk devletinin gereğidir.
Tamamlanmış hukuki durumları yeni yasa veya düzenleyici kuralın etkilememesi
onlar üzerinde hukuki sonuçlar doğurmaması kazanılmış hakların saklı
tutulması amacını güder.
Bu bakış açısıyla somut olay yönünden iptal edilen yasa hükmü gereği bir
hak kazanılması ve bunun korunmaya değer olduğunun ileri sürülebilmesi için,
öncelikle, Anayasa’ya aykırı dahi olsa şekli anlamda bir kurallar bütününün
ayakta olması gerekir. Oysa, Anayasa Mahkemesi 20.5.1998 tarihinde hem yasayı
iptal etmiş, hem de yürürlüğün durdurulmasına karar vermiş, yürürlüğün
durdurulması kararı da 23.5.1998 günü yayımlanmıştır. Bu tarih Vakıflar İdaresi
ile kiracı arasında yeni şartlarla kira ilişkisinin devamına olanak tanınan,
bir aylık sürenin içine rastlamaktadır. Böylece yarım kalmış bir düzenleme ile
hak kazanılmasına olanak verilemez. Korunmaya değer, kesin olarak edinilmiş
bir haktan söz edilemez.
Ancak, henüz tamamlanmamış veya devam eden hukuki durumlara yeni
düzenleyici kuralın (olayımızda iptal hükmü) derhal yürürlüğe girme niteliği
nedeniyle uygulanacak ve hukuki sonuçlarını doğuracaktır (HGK 9.3.1988 tarih,
1987/2-860, 1988/232). Diğer taraftan Anayasa’nın 153. maddesi ile Anayasa
Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usûlleri Hakkındaki 2949 Sayılı
Kanun’un 53. maddesinde Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarının geriye
yürüyemeyeceği belirtilmişse de, bu hükmün iptal kararlarının çekişme haline
getirilmemiş işlemlere etkili olmayacağı manasında anlaşılması gerektiği; diğer
bir anlatımla bu hükümlerin kazanılmış subjektif hakların korunması amacına
yönelik bulunduğu, henüz oluşmamış veya çekişme haline getirilmiş olaylara
teşmil edilemeyeceği muhakkaktır (Anayasa Mahkemesi’nin 8.12.1967 tarih
ve 1961/59-1967/1095; 19.12.1989 tarih ve 1989/14-1989/49 kararları).
Ayrıca, bir kural işlemle kurulan statünün, Anayasa Mahkemesi’nin iptal
kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı
öznel (subjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıy-
la bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar
elde edilemez. Anayasa’nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm
devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa’nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa’ya
aykırı bir kuralın, aykırılığın saptanmasından sonra uygulanma alanı bulmasını
kesinlikle önler. İptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı belirtilen
anlam çerçevesinde geçerlidir (Anayasa Mahkemesi’nin 12.12.1989 tarih ve
1989/11-1989/48 sayılı kararı).
Hal böyle olunca; Anayasa Mahkemesi’nin iptal ve yürürlüğün durdurulmasına
dair kararının verildiği 20.5.1998 tarihine kadar oluşan tamamlanmış
statüler ayrık olmak üzere; çekişmeli hale getirilmiş veya tamamlanmamış (iptal
edilmeseydi 27.5.1998 tarihine kadar tamamlanma olanağı gözetilerek) hukuki
durumlara iptal edilen yasa hükümlerinin uygulanamayacağı, dolayısı ile
kiracı konumundaki davalının haksız, fuzuli işgalci durumuna düşmeyeceği
görüşündeyim.
El atmanın önlenmesi isteğini kabul eden yerel mahkeme kararının yukarıda
açıklanan nedenlerle doğru olmadığı ve bozulması gerektiği inancıyla, hükmü
değişik gerekçeyle bozan sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Orhan Uzgören
Üye